Travma Meselesi
Bir çoğumuz hayatımızın herhangi bir noktasında bizi kökten etkileyen olaylarla karşılaşmışızdır. Bu olaylar bazen çocuklukta, bazen gençlik yıllarında, bazen de yetişkinlikte yaşanmıştır. Travmalar, insan psikolojisi ve yaşam kalitesi üzerinde büyük etkiler bırakabilir. Travmaların kökeni ya da onlarla nasıl başa çıkmak gerektiği ise sanırım kişiden kişiye değişen, kişi ile birlikte bir ömür yan yana yürüseler de kişinin gelişim gösterebilmesi ile evrilebilen bir süreç. Bu yazıyı okuyan pek çok kişide olduğu gibi benim de ufak tefek travmalarım ve 45 yıllık gelişimimde yaşadığım tecrübelerim var elbet.
Travma, bireyin fiziksel, duygusal ya da psikolojik olarak
aşırı stres ve baskı altında kaldığı, son derece zorlayıcı ve derinden sarsıcı
olaylar sonucunda ortaya çıkan duygusal ve zihinsel etkilerin tamamıdır. Bu
olaylar genellikle beklenmedik zamanda gelişir, kişinin güvenlik algısını
derinden sarsar, korku yaratarak kişinin baş etme mekanizmalarını aşar ve büyük
bir çaresizlik hissine yol açar.
Travmalar yaşadığımız koşullara, bulunduğumuz coğrafyaya ve
pek tabi bulunduğumuz yaşa göre farklılıklar gösterebilir.
Çocukluk dönemi bizlerin henüz karakterinin şekillenmediği
yıllar. Bazen aile içi anlaşmazlıklar, ebeveynler tarafından duygusal olarak
uğratılan ihmal, erken kayıplar, güven teşkil etmeyen bir ortamda büyümek
zorunda kalmak çocukluk travmalarını en çok yaratabilen faktörler arasındadır. Bu
tür yaşanmışlıklar yaş büyüdükçe özgüven eksikliğinden kaygı bozukluklarına ve
hatta bağlanma sorunlarına kadar pek çok probleme sebep olabilir.
Çocukluk döneminden çıkıp ilk gençlik yıllarına gelindiğinde
ise ergenlik dönemi ile başlayan hormonların gelişimi, kimlik oluşturmaya
çalışmak, sosyal çevre ile artan ilişkiler, akran zorbalığı, hata yapma
endişesi ve ilk duygusal hayal kırıklıkları pek çoğumuzu etkilemiş olan bir
süreçtir. Bu süreçte ebeveyn desteği genç birey için oldukça önemli. Bireyin
anne ya da babasıyla yaşadığı itiş kakış diye de adlandırabileceğim olumsuz
tecrübeler bir ömür peşinden gelebiliyor. Aşırı kontrolcü ya da ilgisiz bir ebeveyn
tutumu genç insanın hem kendine güvenini azaltabilir hem de sosyal hayatında
sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için gerekli olan sınırları çizmesini
zorlaştırabilir. Sınırlar her zaman önemlidir.
Aile içinden ya da ailemiz kadar yakın olan birinin kaybı da
kişi üzerinde iz bırakabilen en ağır travmalardan biridir. Bu süreçte yas
tutabilmek içsel dünyada kişiyi rahatlatabilen bir süreç olabiliyor. Yas süreci
ve sonrasında kaybedilen kişi ile ilgili güzel hatıraları hatırlayıp
gülümseyebilmek travmayı biraz dahi olsa hafifletmek için iyi bir seçim.
Bir de uzmanların, insan üzerindeki etkisinin ölümden
sonraki en ağır travma olarak adlandırdığı boşanma süreci var. Boşanma süreci
iyi ya da kötü biten bir ilişki olması fark etmeksizin insan üzerinde, iç
benliğinde müthiş kasırga etkisi yaratabilen bir süreç. Ben şimdi ne yapacağım
korkusu ile başlayan endişeler silsilesi eğer biraz gelecek umudu yaşamayan bir
kişiyseniz sizi bir hortum gibi içine çekebilir. Bunun yerine şu an
bulunduğunuz ana umutla bakmayı seçen biri iseniz sizi bambaşka bir yola doğru
ilerletir. Tabi bu noktada çocuk faktörü de oldukça önemli ve bireyin
iyileşmesinde iyi bir motivasyon etkisi. Çocuk gelecek kaygısı ve güven kaybı
hislerini zihninizden süpürmenizi sağlayarak hayata yepyeni bir umutla
bakmanızı kolaylaştırır.
Travmalar hayatımızı duygu durumu, yaşam kalitesinin
bozulması ve ikili ilişkilerdeki güven kaybı gibi pek çok yönde etkileyebilir. Bu
etkileri azaltabilmek için bence ilk önce bireyin kendisini sevmesi lazım. Kendimi
suçlamak yerine kendime nazik davranıp, kişisel sınırlarımı korumak ve durumu
kabul edip bir çıkış yolu bulmak bana her zaman iyi gelmiştir. Kişinin yaşadığı
durumu ya da duyguyu bastırıp zihinde geri plana atması yerine kabul etmesi ve
anlatabilmesi kendisini iyileştirme sürecini hızlandırır. Güvenilir bir kişi
ile konuşmak, hatta mümkünse bir profesyonelden destek almak, günlük tutmak ve
sanatın herhangi bir dalı ile kendini ifade edip açığa çıkarmak bu süreçte
bireye oldukça yardımcı olur. Fiziksel aktivite, dengeli beslenme, bir şeye inanma
hissini kendine yaşatma, kendini sevme, kendine şefkat gösterme ve bence en
etkilisi olan mindfulness teknikleri ile meditasyonda kalmak kısacası kişinin kendini
rahatlatıcı aktivitelerle ilgilenmesi stresin azalmasına ve zihnindeki sorunun yavaş
yavaş buharlaşmasına yardımcı olur.
Hayat tamamen bir bakış açıcı. Bizim çizdiğimiz, bizim
görmek istediğimiz, bizim anlamlar yüklediğimiz. Travmalar ise yaşadığımız ömrün
kaçınılmaz bir parçası. Her bireyin iyileşme süreci farklı, aynı hızda da
değil. Ama kendin için, yaşadığın bu hayat deneyimi için bir adım atmak ve
kendi hikayenin kahramanı olduğunu bilmek iyileşme sürecinde kendine
verebileceğin en büyük armağan.
deniz

Yorumlar
Yorum Gönder